Las Vegas ve Grand Canyon Turu

05.11.2011 Grand Canyon

 

Sabah erkenden yola çıktık.Akşam üzerine doğru Grand Canyon’a vardık. Gerçektende söylendiği gibi çok çok geniş bir arazide milyonlarca yıllık erozyonla oluşan bir doğal güzellikle karşılaştık.Çok geniş ve derin vadiler her yönünüzde yer alıyor.

Sky Walk denilen at nail biçiminde tabanı camdan yapılan köprüden geçtik.Açıkçası çok korkutucu bulmadım ama o görüntüyü yüksekten görmek gayet güzeldi.

 

Gün batımını da Sky Walk’un olduğu bölgede izledik.Gün batımınde gökyüzü çok güzel renklere bürünmektedir.

Gün batımının ardından Hualapai kabilesine ait olan bir tesise gittik.Bu tesiste ahşap müstakil odalar var ve ne cep telefonu çekmekte ne televizyon bulunmakta.Ayrıca etrafında hiçbir yerleşim birimi de bulunmamakta.Dolayısıyla kolay kolay bulamayacağınız modern yaşamdan uzak bir yerdi.

 

Gece yıldızları çok net görebildiğiniz bu yerde kamp ateşi yaktılar ve ateşte marshmallow çikolat bisküvi üçlemesini deneme fırsatını buldum.

Sabah ise saat 5.30’da bizi kaldırdılar ve gün doğumunu görme imkanına sahip olduk.Gün içerisinde Las Vegas’a doğru yola çıktık ve otelimize yerleştik.

Las Vegas’ta tüm oteller ana cadde üzerinde bulunuyor.Özellikle gece görüntüleri çok güzel oluyor.Dünyadaki birçok önemli eserlerin benzeri otelleri görebilirsiniz.Aslında filmlerde o kadar çok gördüğümüz bir yer ki yabancılık çekmiyorsunuz.

Tüm otellerin girişinde lobi değil casino bulunuyor.Ben de 50 dolarlık makinelerde oynadım.Tahmin edebileceğiniz gibi kaybettim 🙂

 

Las Vegas’ta ayrıca bir çok ünlü müzika ve gösterilere gidebilme imkanına sahipsiniz.

 

Benim Las Vegas’ta en çok beğendiğim Bellgio otelinin önündeki eşşek kadar havusdaki müzik eşliğindeki fıskiye şov.Fıskiye dediğime bakmayın suyu 200 metreye kadar püskürtüyorlar.Akşamları her 15 dakikada bir yeni bir gösteri yapılıyor.Ben üç kere izledim.

 

Sonrasında  Las Vegas’taki diğer görülebilecek yerleri gezdikten sonra otele döndüm.

Ertesi gün Los Angeles’a doğru yola çıktık ve gece Los Angeles’tan New York’a uçtum.

Reklamlar

San Francisco Turu

02.11.2011 San Francisco’ya Gidiş

 

Sabah yine erkenden rehberimizle buluştukAncak bu seferki tur grubu farklıydı.Otobüzümüze binip San Francisco’ya doğru yola çıktık.Los Angeles San Francisco arasındaki yol okyanus kıyısından gitmekte dolayısıyla çok güzel bir manzara seyrederek yolculuk yapabilirsiniz.Yolda giderken Solvang isimli bir kasabada yemek molası verdik.Burası Danimarkalıların yerleştiği bir kasaba ve tüm mimarileri İskandinav mimarisi.Ufak ama güzel bir kasabaydı.

Akşam üzerine doğru otelimize geldik ve yerleştik ertesi gün şehir turu yapacağız.

 

03.11.2011 San Francisco Şehir Turu

 

Sabah erkenden şehir merkezinde bulunan Chinatown’a gittik.Bu arada Amerika’da şehir merkezine downtown diyorlar.

Tabii Chinatown’da herşey çin usulü olunca hızlıca bir Starbuck’s bulup orada ben gruptan ayrı olarak kahvaltımı yaptım.

 

Kahvaltının ardından 45 derecelik virajlarıyla ünlü Lombart Sokağına gittik.Burada virajların arasını çok güzel şekilde süslemişler hoş bir görüntü oluşturmakta.Ayrıca sokağın en üstüne çıktığınızda neredeyse şehrin tamamını ayrıca Alcatraz adasını da görebilmektesiniz.

 

Lombart sokağından sonra Golden Gate köprüsüne gittik.Burada köprüye girmeden otobüs ve araçların park edildiği bir alanda durduk.Golden Gate köprüsü bulunduğumuz noktadan oldukça iyi görünüyordu.Bu köprüde ayrıca yürüyebiliyorsunuz.Ben orta nokalarına kadar yürüdüm.Şehri ve Alcatraz adasını buradan çok iyi görebilmektesiniz.

Sonrasında Palace of Fine Arts isimli yere gittik.Burası daha önce Roma usulü yapıların bulunduğu büyük bir fuar alanıymış ancak deprem sonrası çok küçük bir kısmı ayakta kalabilmiş.Şu anda turistlerin yoğun olarak geldiği ancak etrafında büyük bir havuzun ve parkın olduğu oldukça büyük bir alan.

Palace of Fine Arts gezisinden sonra iskeleye gidip tekne turuna başladık.Tekne turuyla sahil boyunca giderek Golden Gate köprüsünden ileriye gidip geri döndük.Ayrıca rotamız üzerinde Alcatraz adası da vardı ancak  yakından görmemize ragmen adaya çıkmadık.

 

Hava San francisco’da çok değişken.Tüm gezi boyunca hava güneşliyken tekne turunda birden yağmur başladı ve soğuttu.Bu nedenle yanınızda kalın bişeyler bulundurmayı ihmal etmeyin.

Tekne turundan döndükten sonra iskelede Fisherman’s Grotto’da ekmek içinde çorba içtik.Değişik bir yemekti.Kase yerine ekmek kullanılmıştı ve çorba çok lezzetliydi.Tavsiye edilir.

Yemeğin ardından Six Sisters denilen büyük depremden sonra ayakta kalan Victoria tarzı evleri gödük.Buranın peşine tepe bir noktaya çıktık.Adını bilmiyorum.Ben Boztepe diyorum siz Çamlıca diyebilirisiniz.Tüm şehir buradan  çok güzel şekilde görülebilmektedir.Tek eksik semaverde çay ve biraz çekirdek J

Son olarak City Hall’u ziyaret ettik ve şehir merkezine geri döndük.Burada akşam yemeğimizi yedik ve sonrasında otelimize geri döndük.

Bence San Francisco tüm tur boyunca gördüğüm en güzel şehirdi.

 

 

04.11.2011 Yosemite Turu

 

Bu sabah 4 gibi yola çıktık.Yosemite’ye doğru yol aldık.Yolumuz zundu otobüste uyuma imkanımız oldu.

 

Yosemite Parkı Amerika’nın Yellowstone’dan sonra ikinci en büyük ulusal parkı.Gerçekten çok büyük bir arazi üzerine kurulu ve doğayı çok iyi korumuşlar.

 

Doğa bizim için bir güzellik yapmıştı ve gece kar yağmıştı.Biz vardığımız da güneş vardı ve manzara muhteşemmmmdiiiii.

Fotoğrafçılar güzel manzaradan istifade ederek çok güzel pozlar yakalıyorlardı.

Parkı gezdikten sonra Los Angeles’a otelimize geri döndük.

Los Angeles Turu

29.10.2011 Los Angeles’a geliş

 

28.10.2011 tarihinde THY’na ait uçakla New York’a direk uçuş yaptım.Yaklaşık 10 saat süren yolculuk çok iyiydi.Özellikle ikramlar konusunda THY çok başarılı.Ayrıca kabin içi eğlence sistemleri de zaman geçirmenizi sağlamaktalar.

 

New York’a indiğimde  JFK havalimanına iniş yaptık.Gümrük işlemleri için Terminal 1 ‘i kullandık.JFK havaalanında birbirinden bağımsız 6 terminal bulunmakta.Terminal 1 yurtdışı uçuşları için kullanımakta.

 

Vize işlemlerinin ardından Los Angeles uçuşunu beklemek için Terminal 4’e geçtim.Bu terminale geçmemin nedeni burada yiyecek içeceğin 24 saat bulunabilmesi.Dolayısıyla bekleme sırasında ihtiyaçlarınızı rahatlıkla karşılayabiliyorsunuz.

 

Sonrasında Delta havayollarına ait Los Angeles uçşu için Terminal 2’ye geçiş yaptım.Yaklşaık 6 saatlik uçuş sonrasında Los Angeles havaalanına vardım.Beni buradan tur elemanlarından biri karşıladı ve otelime yerleştirdi.

 

Los Angeles’ta kaldığım otel Radisson Buena Park oteliydi.3 yıldızlı bir otel ancak tüm ihtiyaçlarınızı fazlasıyla karşılayan bir otel.

 

Otele yerleştikten sonra şehir merkezinegeçtim ve Hollywood Bulvarı, Sunset Bulvarı gibi tanınmış yerlere gittim.Ancak özellikle Hollywood Bulvarı’nı çok farklı beklememe ragmen Oscar törenlerinin yapıdığı Kodak Tiyatrosu’ndan başka kayda değer bir mekan yoktu.O anlamda benim için hayal kırıklığı oldu.

29.10.2011 tarihinde sabah saatinde otel lobisinde tur rehberiyle buluştuktan sonra San Diego’ya doğru yola çıktık.San Diego’ya vardığımızda limana giderek bir tekne turu yaptık.Tekne turu sonrasında ise Seaworld’e geçtik.Burada belirli saatlerde etknlikler olmakta.Yunus gösterileri,balina gösterileri veya fok göterilerini izleyebilirsiniz.Ayrıca su kaydıraklarında da gayet eğlenceli vakit geçirebilirsiniz.

Seaworld sonrası Los Angeles’taki otelimize geri dönüş yaptık.

30.11.2011 Los Angeles Universal Studios

 

Sabah tur rehberimizle otelde buluştuk ve Universal Studios’a doğru yola çıktık.Universal  Stıudios şehir merkezine çok uzak olmayan bir noktada yer almaktadır.

 

Universal Studios’a giriş yaptığımızda yaklaşık 1 saat süren stüdyo turuna katıldım.Burada farklı film ve dizilere ait stüdyoları görmekle birlikte sel ve deprem simülasyonlarını çok gerçekçi olarak ziyaretçilerine sunmaktalar.

 

Bu turun ardından Shrek’in 4D filmini izledik.Waterworld filmi için kurulan sahnede yapılan gösteriyi izledik.Bu tarz yaklaşık 8 tane gösteri var ve bunlar belirli zaman aralıklarında tekrarlanıyor.İlgili takvimi girişte alabilirsiniz.

 

Univaersal Studios’ta en beğendiğim Simpson temalı sanal rollercoaster ver Mummy temalı roller coasterdı.Şöyle diyim Mumuy’e tam 3 kere bindim.Çok eğlenceli bir alet.

 

Universal Studios’ta yer alan tüm etkinliklere katıldıktan sonra otelimize geri dönüş yaptık.

 

31.10.2011 Los Angeles Disneyland

 

Sabah her zamanki gibi rehberle buşutuktan sonra benim otelime 15 dakika mesafedeki Disneyland’e gittik.Buradaki etkinlikler ağırlıklı çocuklar için yapılmış.Büyükler için yapılmış olan etkinlikler olmasına ragmen Universal Studios’takileri görünce pek etkilenmiyorsunuz.Ancak burayı da görüp gezmenizi tavsiye ederim.

 

Normal zamanlarda tema parklarına giriş için ve etkinliklere katılmak için çok uzun sıralar oluşmakta ancak benim gittiğim dönem az yoğunluğun olduğu dönem olduğu için çoğu şeye sıra beklemeden binmek benim açımdan çok avantajlı oldu.

Amerika Gezisi Genel Bilgiler

Yaklaşık 15 günlük Amerika gezim için aşağıdaki şekilde bir plan yaptım:

 

28.10.2011 İstanbul-New York uçuş

29.10.2011 New York-Los Angeles uçuş

29.10.2011 Los Angeles otele yerleşme

30.10.2011 San Diego Seaworld

31.10.2011 Los Angeles Universal Studios

01.11.2011 Los Angeles Disneyland

02.11.2011 Los Angeles’tan San Francisco’ya yolculuk

03.11.2011 San Francisco şehir turu

04.11.2011 Yosemite Parkı gezisi ve Los Angeles’a dönüş

05.11.2011 Los Angeles’tan Grand Canyon’a yolculuk

06.11.2011 Las Vegas şehir turu

07.11.2011 Las Vegas- Los Angeles yolculuk

08.11.2011 – 12.11.2011 New York şehir turu

 

Bu geziye tek başıma katıldım.New York harici kısmı Amerika’da internet üzerinden bulduğum bir tur firmasının turuyla tamamladım.Ancak New York’ta gezimi kendim organize ettim.

 

Amerika’nın batı yakası bu mevsimde 28-29 derece civarında hava sıcaklığına sahip.Ancak geceleri soğuk olabiliyor.Bu nedenle yanınızda hırka veya mont bulundurmanız yararlı olabilir.New York ise İstanbul’a benzemekte.Bu mevsimde kar dahi yağabilir.Ancak şansıma hava çok güzel ve 18 derece civarlarında seyretti.

 

Genel itibariyle Amerika hakkındaki görüşüm olumlu.Gitmeden önce olumsuz olan bazı fikirlerim bile  olumluya dönüşmüş durumda.Özellikle insanlarını soğuk zannediyordum ancak tam tersi şekilde çok sıcak ve yardım sever insanlar.

 

Güvenlikle ilgili olarak uyarıları dikkate aldım ancak sanırım Türkiye’de yaşayan bir insan için orada gezmek çok zorlayıcı olmasa gerek 🙂

 

Neredeyse her alışverişi bahşişle bitirmelisiniz.Ortalama %10-15 lik bir bahşiş yeterli olacaktır.

 

Benim rotam Amerika’da görülebilecek çoğu önemli kısmı içermektedir.Ancak bu plana Washington D.C. ve Yellowstone Parkını ekleyebilirseniz tam bir Amerika turu olmuş olacak.

Viyana

Üniversitede yüksek lisansımı yaparken Erasmus öğrenci değişimiyle 6 aylığına Avusturya Viyana’ya gitmiştim.Orada yine aynı bölümden Önder arkadaşım vardı.Ayrıca Viyana’da yaşayan Türk arkadaşlarımız Özgür, Mustafa, Bahtiyar ve Emrah ile tanıştık.Hep birlikte çok güzel yerlere gidip gezip dolaştık.Hepsiyle vakit geçirmek çok keyifliydi.Ayrıca yine erasmusla gelip orada tanıştığım Mustafa Ağca’dan bahsetmeden edemeyeceğim.Kendisiyle de özellikle ortak aldığımız dersler doğrultusunda çok güzel anılarımız oldu 🙂

Viyana Avusturya’nın başkenti aynı zamanda Avusturya – Macaristan İmparatorluğu’nun da başkenti olmuştur.Şehir Orta Avrupa’da bulunmaktadır.Konum itibariyle birçok Avrupa ülkesine çok yakın bir konumdadır.

Almanca konuşulan bu ülkede Türkler’de yoğun olarak yaşamaktadır.Ancak Avusturya halkının Türkleri çok sevdiğini söyleyemem.Ancak hiç tanımadığınız insanların size sevecenle yolda selam verdiğini görebilirsiniz.

Viyana küçük bir şehir ancak ihtiyacınız her şeyi çok rahatlıkla bulabileceğiniz bir şehirdir.Şehir çok çok güvenlidir.Hiçbir problemle karşılaşmadan gönlünüzce şehrin her yerini gezebilirsiniz.

Ulaşım konusunda da yine çok başarılı bir şehirdir.Özellikle U-Bahn(metro)’lar ile şehrin bir ucundan diğer ucuna rahatlıkla gidebilmektesiniz.Ayrıca otobüz ve tramvay da toplu ulaşımda kullanılmaktadır.

Ulaşımda bizdeki gibi bilet atma turnikeden geçme gibi hususlar yoktur.İstediğiniz araca istediğiniz şekilde binebilisiniz.Ancak yanınızda geçerli bilet olmak zorunda.Diğer türlü gizli bir denetlemede biletsiz bindiğiniz belirlenirse 60 euro’ya kadar ceza ödemek durumunda kalmaktasınız.

Şehrin merkezi Stephanplatz’dır.Burada Stephanplatz Kilisesi bulunmaktadır.Oldukça görkemli bir kilisedir.Ayrıca bu kilisenin yan tarafında(üzüntü verici olarak) bulunan heykelde bir aziz tarafından ayaklar altına alınmış bir Osmanlı askerini de görebilirsiniz.Stephanplatz İstanbul’daki İstiklal Caddesine benzetebiliriz.Birçok kafe, restoran ve mağaza bu cadde üzerinde bulunmaktadır.

Bu caddenin bitiminde bulunan MuseumsQuartier’de bir çok farklı modern sanat etkinliğine rastlayabilirsiniz.Bu etkinlikleri gezmeseniz bile müzeler bölgesinin iç kısmını görmelisiniz.

MuseumsQuartier Mariahilfer Strasse’nin başlangıcını oluşturmaktadır.Mariahilfer Strasse ise tamamen alışveriş üzerine kurulu bir caddedir.Bu cadde üzerinde birçok ünlü markanın mağazalarını bulabilirsiniz.

Yine  Stephanplatz caddesinin bitiminde Hofburg Sarayını bulabilirsiniz.Bu saray Hofburg handanının asıl sarayıdır.Ayrıca Adolf Hitler Avusturya’yı işgal ettiğinde halka bu saraydan hitap etmiştir.Avusturyalılar Adolf Hitler’le ilgili kötü hatıralara sahipler.Bu nedenle Hitler’den bahsederken dikkatli olmalısınız.Hemen bu sarayın etrafında parlemento binasını bulabilirsiniz.Antik roma binalarına benzemektedir.Parlementonun yanında ise Rathaus(Belediye binası) binasını bulabilirsiniz.Mimari olarak çok güzel bir binadır.Rathaus bahçesinde kışın buz pateni pisti açılmakta ve birçok insan buz pateni yapmaktadır.Yazın ise açık hava sineması kurulmaktadır.Ayrıca birçok uluslararası etkinliğe de sahne olmaktadır.

Schönnbrunn Sarayı ise Hofburg Sarayı’ndan daha sonra yapılmıştır.Bu saray özelliklede bahçesi çok güzeldir.Bahar ayında burada gezmek ve tepede bulunan kafede bişeyler yudumlamak size çok iyi gelecektir.Ayrıca bahçe içerisinde bulunan yüzme havuzundan yararlanmayı da ihmal etmeyin.

Şehrin tüm binaları çok estetiktir.Görünce sizlerde şaşıracaksınız.Bu nedenle şehrin çoğunu yürüyerek geerseniz bu güzellikleri görmüş olursunuz.

Şehre hayat veren Tuna Nehri’ni(Donau) unutmamak gerekir.Tuna nehrinin ortasında bulunan yapay adada insanlar eğlenmekte, güneşlenmekte, bisiklete binmekte ve yüzmektler.Sizlerde bu etkinliklerden en azından birkaçını yapmayı ihmal etmeyin.

Prater bölgesine gittiğinizde şehir stadını bulabileceğiniz gibi büyük bir eğlence parkı da bu bölgede bulunmaktadır.Gidip bu parkta çok güzel eğlenebilirsiniz.Özellikle Viyana’da 1 Mayıs Prater günü olarak geçmekte.Bizdeki gibi gösterilerden ziyade insanlar bu tatil gününü Prater’de ve Tuna civarında eğlenerek geçirmektedirler.

Viyana’da bulunan diğer görülmesi gereken ye rise Hundertwasserhaus’dur.Burada farklı materyallerle yapılmış binalar göreceksiniz.

Viyana’yı kuşbakışı görebileceğiniz Kahlenberg tepesine çıkabilirsiniz.Burada hem Viyana’yı tepeden göreceksiniz hem de Osmanlı’nın Viyana kuşatması sırasında otağı kurduğu tepede bulunmuş olacaksınız.

Osmanlı kuşatması bittiğinde Osmanlılar geride kahve bırakmışlardır.Kahve yapımını Türkler’den öğrenen Viyanalılar mélange adında kendi kahvelerini ortaya çıkarmışlardır.

Viyana’nın çok zengin bir mutfağı bulunmamaktadır.En ünlü yemeği Schnitzel’dir.Orijinali domuzdan yapılmaktadır.Eğer domuz konusunda hassasiyetiniz varsa bunu belirterek scnitzelinizin tavuk veya ördekle yapılmasını isteyebilirsiniz.Diğer önemli yemeği ise sacher torte’dir.Çikolatalı bir tatlıdır ve birçok kafede bulabilirsiniz.

Viyana’nın kafeleri ayrıca ün yapmıştır.Uzun yıllardan beri dekorunu değiştirmemiş ve birçok ünlü ismi(Freud) ağırlamıştır.Sizlerde  kafelerde vakit geçirmeyi unutmayınız.

Şehir hayatın daha yavaş aktığı ancak güzel bir yaşam için bir şehrin sunabileceği herşeye fazlasıyla sahip.Dikkat etmeniz gereken ise burada akşam altıdan sonra neredeyse tüm market ve mağazaların kapandığıdır.Bu nedenle ihtiyaçlarınızı altıdan önce halletmeniz gerekmektedir.

Reumannplatz bölgesi Türkler’in yoğun olarak yaşadığı bölgedir.Burada bulunan dükkanlar genellikle daha uzun sürelere kadar açık kalmaktadır.İhtiyaçlarınızı buradan da halledebilirsiniz.

Trabzon Gezisi

Sizlere doğup büyüdüğüm yer olan Trabzon’u anlatayım. Hemen hemen hepiniz Trabzon’u az çok duymuşsunuzdur ve bir çoğunuzun aklında da bir Karadeniz turu yapmak vardır. Ancak bir türlü yapamazsınız. Bu yazımda bir Karadeniz turunda yapılabileceklerinizi anlatacağım.

Öncelikle ulaşımla başlayalım. Trabzon Doğu Karadeniz bölgesinde olduğundan dolayı Türkiye’nin batısındaki şehirlere uzak kalmaktadır. Bu nedenle de otobüsle ulaşımı seçerseniz uzun bir yolculuğu göze almış olursunuz. Örneğin İstanbul’dan gelecekseniz yaklaşık 14-16 saat arası bir yolculuk olmaktadır. Fiyat olarak ise sezonuna gore değişmekle birlikte en fazla 75 TL’ye böyle bir yolculuk yapabilirsiniz.

Uçak tercih ederseniz seçeneğiniz çok fazla.Trabzon’a uçuşu olan firmalar ise THY,Pegasus,Onur Air, Anadolujet,Sunexpress.Ancak uygun fiyatlı biletlerden yararlanmak için erken rezervasyon yaptırmanız gerekmektedir.Özellikle yaz döneminde tek yön biletler 250 TL’ye kadar çıkabilmektedirler.

Ulaşım kısmını hallettikten sonra gelelim konaklamaya.Konaklama konusunda virçok seçeneğiniz var.Şehir merkezinde bulunan 5 yıldızlı Zorlu Grand Otel, Maçka’da bulunan 4 yıldızlı Sümela Otel, şehir merkezinde bulunan Usta Otel, Aksu Otel, şehrin hemen dışında bulunan 5 yıldızlı Novotel seçenekler arsındadır.Ayrıca kamu kuruluşlarına ait misafirhaneler ile Karadeniz Teknik Üniversitesi kampüsünde bulunan Koru Tesisleri uygun fiyatlı konaklama seçenekleri oluşturmaktadırlar.

Trabzon şehir içi ulaşımı çoğunlukla dolmuşlarla sağlanmakta.Hemen hemen bütün dolmuşlara meydandan ulaşmanız mümkündür.

Gelelim Trabzon ve bu bölgede  yapabileceklerinize.Aşağıda belirtilen günler bir tam gün içerisinde yapabileceklerinizi belirtmek için detaylıca yazılmıştır.  Birbirlerinden uzak noktalar oldukları için programınızı çok sıkıştırmanızı önermiyorum:

1.Gün:

Meydan, Uzun Sokak, Kunduracılar Caddesi ve Kemeraltı gezilebilir.Kemeraltında bulunan bakırcılar çarşısından hediyelik bakır eşyalar alabilirsiniz.Ayasofya mahallesinde bulunan Ayasofya Müzesi görülecek yerler arasındadır.

Sonrasında Boztepe’ye çıkıp güzel bir semaver çay alıp manzaraya karşı içebilirsiniz(Çekirdek de fena gitmez hani).

Ayrıca Atatürk’ün Trabzon’a ziyaretlerinde kullandığı köşkü ziyaret edebilirsiniz.

Aynı güne Sümela Manastırı(Meryemana Manastırı)’na  gidebilirsiniz.Sümela

Manastırı Maçka ilçesinde olup şehir merkezine 1saat uzaklıkta yer almaktadır.Şehir merkezinde Ulusoy, Metro gibi firmalar günlük geziler düzenlemektedirler.Sümela Manastırı’nın yapıldığı yeri gördüğünüzde çok şaşıracağınıza eminim.Manastırın içerisini görmeden dönmeyin.

Hem Sümela milli parkı içerinide hem de yol üstünde bulunan tesislerde alabalık, kuymak, lahana dolması gibi yöresel lezzetleri tadabilirsiniz.

İlk günü bu şekilde tamamlayabiliriz.

2.Gün:

Bu günü Uzungöl’e gitmek için harcayalım.Çünkü yaklaşık 3 saat uzaklıkta yer almaktadır.Uzungöl’e de Sümela Manastırında olduğu gibi Ulusoy, Metro gibi firmaların günübirlik seferleri bulunmaktadır.Bu seferlerden yararlanarak gidebilirsiniz.Uzungöl’de  tğm gölün etrafını gezdikten sonra civarda bulunan tesislerde  tereyağnda pişirilen taze alabalık yiyebilirsiniz.Ayrıca gittiğiniz mekanda lahana çorbası olup olmadığını da sorun.

Aslında burada günübirlik gitmek istemeyen kişiler için de konaklama olanakları mevcut.Bungalov tarzi binalar ile ahşaptan yapılmış otel odalarında kalabilirsiniz.Sizin için güzel bir dinlenme olacaktır.

3.Gün:

Rize’de bulunan Ayder yaylasına gidebilirsiniz.Yine firmaların bu yaylaya günübirlik seferleri mevcuttur.Ayder yaylasında diğer yerlerin haricinde termal turizm de yapılmaktadır.Dolayısıyla termal havuzlarda da sağlık bulabilirsiniz.

Ayrıca Rize şehir merkezinde bulunan ÇAYKUR botanik bahçesine gitmeyi ihmal etmeyin.Hem manzara güzel hem de çayı çok lezzetlidir.

Uzungöl’de olduğu gibi burada da çeşitli konaklama olanakları mevcuttur. Tabii ki Rize’ de gezilecek başka yerler de vardır.

4.Gün:

Artvin Hopa’da bulunan Sarp sınır kapısına gidip Batum’a geçebilirsiniz.Vize uygulanmayan bu ülkeye pasaportla geçebildiğiniz gibi artık nüfus kağıdıyla da gidilebilmektedir.

Batum’da sınırı geçtiğinizde taksiler bekmektedir.Onlarla pazarlık yaptıktan sonra Batum’a seyahatinize başlayabilirsiniz.Para birimi Lari’dir.Yaklaşık 1 Lari 1 Türk Lirasına karşılık gelmektedir.

İlk önce Batum’un biraz ötesinde bulunan botanik parkına gidebilirsiniz.Burası çok büyük bir park ve dünyanın tüm kıtalarına ait bitki örtüsünü bu parkta bulabilirsiniz.Yaklaşık 2-3 saat arasında tamamını gezebilirsiniz.

Sonrasında Batum şehir merkezinde bulunan opera binası, limanı, ana caddesini ve sahil bounca gezebilirsiniz.Batum bizler gibi  sahillerini doldurup yol yapmadığı için çok güzel sahillere sahiptir.Sahilde bulunan restoranlarda balık yiyebilirsiniz.

Çok gelişmiş bir ekonomileri olmadığı için alabilecek çok şey bulamayabilirsiniz.Şarapları güzeldir.Hediyelik olarak şarap alabilirsiniz.

5.Gün:

Artvin şehir merkezini gezebilirsiniz.Buradan hemen şehir merkezinin yukarısında bulunan Kafkasör’e çıkmanızı öneririm.Özellikle her yıl yapılan boğa güreşlerine yetişebilirseniz izlemden dönmeyin.

Artvin dağlık bir arazide kurulmuştur.Ancak doğası mükemmeldir diyebilirim.Avrupa’da özendiğiniz birçok yerden daha güzel bir doğaya sahiptir.Çoğu yeri el değmemiştir.Burada birçok yaylayı gezebileceğiniz gibi benim önerim Şavşat civarını gezmenizdir.

Ayrıca Borçka’da bulunan Karagöl ile yine bu yolu takiben ulaşabileceğiniz Camili(Macahel) köyünü de görmenizi tavsiye ederim.Yolu bozuktur ancak çektiğniz zahmete değecektir.

Artvin’de konaklamanızı öneririm.Çünkü Tabzon’dan gidip gelmek zor olacaktır. Artvin şehir merkezi dışında gezilecek yerler daha fazladır.

Artvin’de bulabilirseniz pürde kebabı yeyin.

6.Gün:

Trabzon’dan Giresun’a gidiş.Giresun küçük bir sahil şehridir.Burada görebileceğiniz Giresun Kalesi bulunmaktadır.Burada Topal Osman’ın mezarı da bulunmaktadır.Ayrıca Görele ve Espiye tarafında çok güzel pide yiyebilirsiniz.

Genel itibariyle Trabzon ve civarında yapabilecekleriniz bu kadar.Ancak daha detaylı bir gezi düşünürseniz Trabzon yaylalarını gezmeyi ihmal etmeyin.

Trabzon’a gelip Akçaabat Köftesi yemeden kesinlikle dönmeyin.Trabzon’a yakın bir ilçe olan Akçaabat’a gittiğinizde sahilde bulunan köftecileri göreceksinizdir.Bu köftecilere girdiğinizde kilo ile sipariş vereceğiniz köfteleriniz piyaz salata, ayran ve diğer yöresel lezzetlerle birlikte ikram edilecektir.Burada yiyeceğiniz yemek hem gözünüzü doyuracak hem de çok keyifli bir ortamda yemek yemiş olacaksınız.Fiyat olarak çok da uygundur.

Ayrıca Trabzon Meydan’da bulunan Muharrem Usta’nın yerinde et döner ve haşlama yiyebilirsiniz.

Doğu Karadeniz bölgesinde yiyeceğiniz et ürünleri bu bölgede yetiştirilen hayvanlardan yapıldığı için çok lezzetlidirler.

Tatlı olarak laz böreğini de unutmamak gerekmekte.

Hediyelik eşya olarak fındık(benim tercihim pikola cinsi), çay, el yapımı gümüş telkari ve bakır eşyalar alabilirsiniz.Tabiii tüm genç kızların rüyası olan Trabzon işi el yapımı altın hasır bilezikleri de yine Trabzon’dan alabilirsiniz.

Tüm Doğu Karadeniz bölgesinde hiçbir güvenlik çekincesi yaşamadan gezebilirsiniz.

St.Petersburg 23-26 Temmuz 2011 gezisi

St.Petersburg’a tur kapsamında 4 günlüğüne 23-26 Temmuz 2011 tarihleri arasında gittim.Uçak firmamız Rossiya Havayolları olarak seçilmişti.Uçuşumuz gece 01.30 gibi başladı.St.Petersburg saatine göre sabah 06:00 civarında St.Petersburg’a iniş yaptık.Gümrük işlemlerinin ardından tur otobüsümüz bizi havaalanından aldı.Yaklaşık 1 saatlik bir şehir turu yaptık.Bu şehir turunda hızlı bir şekilde şehirde görülmesi gereken tüm yerleri görmüş olduk.

Otobüs turumuzun ardından otelimiz olan Radisson Sonya’ya geçtik.Hemen check-in yapamadık.Odaların boşalacağı saat olan öğle 12:00’ye kadar beklemek durumundaydık.Ben de beklemek yerine şehrin kalbi olan Nevsky caddesine doğru yürümeye başladım.Otelimiz bu caddeye çok yakın bir konumda olması bizler için büyük rahatlık sağladı.Ayrıca otel çok kaliteliydi.Herşey müşterilerin konforu için düşünülmüştü.Ancak güney sahillerimizdeki gibi herşey dahil bir system beklemeyin.

Bu yürüyüşümde Nevsky Cadeesi üzerinde bulunan Kazan Katedrali, Mikhailovski Kilisesi,St.İsaac’s Katedrali, Hermitage Müzesini gezdim.Bu yerlerden Mikhailovski Kilisesinin içini gezdim diğerlerinin içini gezmeyi diğer günlere bıraktım.

Sonrasında otele geri döndüm.Odama girişi tamamladım ve biraz uyuyarak dinlendim.Sonrasında akşam 18:00 civarında tekrar dışarı çıktım.

Bu sefer yine yürüyerek Birzha, Peter and Paul Kalesi ve savaş müzesine gittim.Yağmur yağmaya başlayınca hafif ıslandım ancak yaz yağmuru olduğu için çok etkilemedi.Bu yürüyüş sırasında sokakta müzikle oynayan insanlar vardı.İnsanları izlemek çok keyifliydi.Bir festival havasındaydı.Ayrıca benim gittiğim dönem beyaz gecelerin devam ettiği  dönemdi.Saat 23.00’da güneş tamamen batıyor ancak güneşin ışıkları etrafı aydınlatmaya devem ediyor.Bu durumda da siz saatin farkına varmaksızın gezmeye devam ediyorsunuz.Ancak beyaz geceleri tam anlamıyla yaşamak isterseniz dönencenin yaşandığı 21 Haziran civarında St.Petersburg’da bulunmak gerekir.

Saat 23:30 civarında otele geri döndükten sonra gece için tekrar Nevsky Caddesine geçtim.Caddede bulunan eğlence mekanlarına gittim.

Turumun 2. gününde tur şirketinin ekstra organize ettiği Hermitage Müzesi turuna katıldım. Sabah 10:00 müze önünde buluştuktan sonra rehberimiz eşliğinde müzeyi gezmeye başladık.Bu müzede çok fazla sayıda sanat eseri olduğundan dolayı dünyanın en önemli ilk üç müzesi arasında yer almaktadır.Binanın kendisini ve barıdırdığı eserleri gezmemiz yaklaşık 3 saatimizi aldık.Ancak daha detaylı gezmek istenirse bu süre rahatlıkla uzatılabilir.Benim için en enteresan eserlerden biri gerçek şövalye kıyafetleriydi.Normalde filmlerde görmeye alıştığımız kıyafetlerin gerçekleri gayet farklı ve değişik gözükmekte.

Müze gezisi sonrasında Nevsky üzerinde yürüyerek otele doğru geçtim.Biraz dinlendikten sonra Nevsky’de daha once gezip görmediğim yerlere gittim.Bir alışveriş merkezine gittim.Sonrasında ise turdan arkadaşlarla bir kafede oturup birşeyler yeyip içtik.

Gece  saat 01:00 gibi yük gemilerinin geçişi için köprülerin kaldırılışını izlemek için Neva nehri kenarına gittik.Burada bir çok insan bu olayı izlemek için nehir kenarına toplanmıştı.Bizde onlarla birlikte bu olayı izledik.

Turun 3. gününde ise turdan arkadaşlarla tüm şehri yürüyerek gezdik.Bu gezici yorucu olsa da hem eğlenceli hem de daha once gezdiğim yerleri farklı bir bakışla görmemi sağladı.Daha önce gitmediğim Arora gemisine de bu gezi sırasında gittim.Bu arada Türkiye’deki tanıdıklara hediyelik eşyalara aldık.Bol bol fotoğraf çektirdik.Turun sonunda ise tekne turu yaparak şehir turumuzu tamamladık.

Özellikle tekne turu yapmanızı tavsiye ederim.Çünkü şehirde bulunan tüm kanallardan geçerek şehri farklı bir bakışla gezmiş olduk.Ayrıca bu şehrin dünyada en çok köprüye sahip olduğunu gözlerimizle görmüş olduk.Sonrasında yine Nevsky caddesinde geçirerek günü tamamladık.

Turumuzun 4. gününde ise sabah 07:00 gibi otelimizdeki işlemleri tamamlayıp havaalanına doğru tur otobüsümüzle yola çıktık.İşlemlerimizi tamamladıktan sonra yine Rossiya Havayollarına ait uçuşla Türkiye’ye geri döndük.

St.Petersburg yerel saati Türkiye’ye göre 1 saat ileride olmaktadır.Bu nedenle yolculuk sırasında saatleri ayarlamayı unutmamak gerekiyor.

Gelelim detaylar.St.Petersburg çok pahalı bir şehir.Küçük bir şişe suya normal bir büfede minimum 50 ruble(3 TL) veriyorsunuz.Ayrıca yeme içme de oldukça pahalı.

Yerel yemek olarak rusların ünlü Borscht çorbasını içtim.Farklı bir sebze çorbasıdır.İçmenizi öneririm.Çorbanın haricinde yine ruslara özel tatlılardan da yedim.

Şehir genel anlamda güvenli.Herhangi bir problemle karşılaşmadım.

Son olarak kızları güzel mi diye soracaksınızdır.Cevabım evet gayet güzeller 🙂

Arnavutluk-Makedonya gezimiz 3.Gün Bitola(Manastır)-Üsküp gezisi(30.10.2010)

Sabah 06:30 otobüsüne yetiştik ve Bitola’ya doğru yola çıktım.Ben yolu uyuyarak geçirdiğim için pek etrafı seyredecek durumum olamadı ama arkadaşım yol manzaralarını fotoğrafladı.

Bitola’ya vardığımızda şehir merkezine doğru yürümeye başladık.Hava sisli ve çok soğuktu.Burada Osmanlı arması olan bir bina gördük.Bu binanın Atatürk’ün okuduğu okul olduğunu kapısına gittiğimizde anladık.Hemen içeri girdik.Bu binada Atatürk’ün kaldığı odayı müze haline getirmişlerdi.Kalan kısmı ise arkeoloji müzesi olarak kullanılmakta.Bize görevli yardımcı olarak Atatürk’ün kaldığı odayı gezdik. bu odada bulunan hatıra defterine yazı yazdım.Sonrasında binanın avlusunu gezdik.Açıkçası Türk yatırımcısı Makedonya’da çok iş yapmasına rağmen hiç birinin bu müzeye yardımda bulunmaması enteresandı.Bu müzeyi gezdiğimizde Bitola Türkiye fahri konsolosunun  ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gerekeni yaptını görüyoruz.

Müzeyi gezdikten sonra börek yeyip 11’deki otobüse binip saat 14:00 gibi Üsküp’e vardık.Üsküp’e vardığımız’da hostele yerleştik.Taksiyle eski çarşı denilen Osmanlı Çarşısına gittik.Orada köftenin güzel olduğunu öğrendik.Üsküp’te yaşayan kişilere sorarak iyi bir köfteci bulduk.Köfte çok lezztliydi.

Üsküp’de kaleyi,eski çarşıyı,taş köprüyü ve birçok camiyi gezdikten sonra eski çarşı dışındaki kısımları gezdik.Bu kısımlar daha modern yapılıydı.Orada bir yerlerde oturup kahve içtikten sonra hostele döndük.Hostel sahibine gece eğlenecek yerler sorduk.O da oğlunun müdür olduğu mekanı önerdi.Biz de hostelden ayrılıp taş köprünün olduğu kısma gittik.Orada bayan pop şarkıcısının halk konseri varsı.Onu dinledik.Sonrasında barların olduğu kısma gidip birşeyler içtik.Saat 01:00 civarı hostel sahibinin bahsettiği gece kulübüne gittik.Orada eğlendikten sonra saat 04:00 gibi hostele döndük.Ertesi sabah kahvaltımızı hostelde yaptık ve muhabbet ettikten sonra saat 14:00 uçağıyla Türkiye’ye geri döndük.3 gün boyunca çok güzel bir gezi yaptık.Darısı diğer ülkelerin başına.

Arnavutluk-Makedonya gezimiz 2.Gün Ohrid gezisi(29.10.2010)

Tiran’da geceledikten sonra saat 8’de hostelden ayrıldık ve saat 9’da bildiğimiz Ohrid otobüsüne binmek için otobüs garına gittik.Ancaaak ilk otobüsün akşam 7’de olduğunu öğrenince kötü olduk.Çünkü zamanımız kısıtlıydı.Biz de hemen tur operatörlerine gidip Ohrid turları olup olmadığını sorduk ama cevap olumsuzdu.Tam o sırada bir taksici nereye gideceğimizi sordu.Bizde Ohrid deyince 60 euroluk hesap çıkardı.Ayrıca Ohrid’e kadar değil sınıra kadar götürebileceğini söyledi.Bunun üzerine biz pazarlıkla ücreti 50 euro yapıp taksi şoförümüz Şaban’la yola çıktık.Bu arada arabamızın rotunda çıkan sorun nedeniyle yaklaşık 45 dakikalık bir gecikme daha yaşadık.

Taksinin tamiri sonrasında yolumuza devam ettik.Hava çok güzeldi ve yol dağ yoluydu.Manzara çok güzeldi.Yol boyunca çok güzel manzara fotoğrafları çektik.

Yaklaşık 2,5 saat sonra Arnavutluk-Makedonya sınırına geldik.Hayatımda ilk kez yürüyerek sınırı geçtik.Sınır tepede olduğu için Ohrid gölü manzarası ve dağların görüntüsü nefes kesiciydi.Sınırı geçtikten hemen sonra bir taksiye daha atlayıp 15 euroya Ohrid merkeze geldik.Sonrasında Sunny Lake Hostel’i aradık.Bulmamız biraz zor oldu ama hosteli bulup yerleştikten sonra ,önce yemek yiyecek yer bakındık.Sahilde  güzel bir balıkçıya oturduk.Ohrid gölüne has yetişen balık yedik.Ayrıca kalamar tava istedik.Şarabının iyi olduğunu duyduğumuz için şarabını da tattık.Gayet iyiydi.Karnımızı doyurduktan sonra Ohrid gezintimize başladık.

Kaneo’daki St. John kilisesi,Samuel’in Kalesi,St. Panteleimon manastırı,Türk müzesi gibi yerleri gezdik.Zaten eski Ohrid’de görülecek yerler birbirini takip eden yollar üzerinde.Sonrasında çarşıyı ve sahil kısmını gezdik.

Çarşıda Ohrid Camii’ni ve Halveti Tekkesini gezdik.Sonrasında hava ayaza vurdu ve biz Türk çayı aramaya koyulduk.Sonra Ohrid’de yaşayan Sülzeymen ve Adnan’a rasladık.Bize misfirperverlik göstererek çay ısmarladılar ve muhabbete koyulduk.Sonra başka bir yere geçerek orada bu muhabbeti daha güzel çay ve Türk kahvesiyle sürdürdük.Hostele geçmek üzere ayrıldık.

Hostel sahibinin arkadaşının doğumgünü vardı.Bu partiye biz de katıldık.Yaklaşık 20 kişi vardı.PArtide ev yapımı şarap ve rakı vardı.Rakıları çok ağır olduğundan şarap içtim çok güzeldi.Hostel sahibi bize rotamızı sormuştu.Bizde buradan sonra Üsküp’e geçeceğimizi söylemiştik.Bize Bitola’ya gitmemiz gerektiğini söyledi.Nedenine gelirsek Bitola aslında Manastır şehrinin yani ismi.Atatürk’ün okuduğu Manastır Askeri Okulu bu şehirde bulunmaktadır.Biz de rotamızı değiştirerek sabah erkenden Bitola’ya geçip oradan’da sabah 11 otobüsüyle Üsküp’e geçmeye karar verdik.

Sorun sabah 1:30 gibi yatıp 6:00 gibi kalkmamızdı ama becerdik 🙂

Arnavutluk-Makedonya gezimiz 1.Gün Tiran gezisi(28.10.2010)

Arkadaşımla birlikte 29 Ekim’deki 4 günlük tatili fırsat bilip seyahat planı yaptık.Planımız Tiran’a uçup oradan Ohrid ve Üsküp’e geçip,Üsküp’ten uçakla İstanbul’a dönmekti.

Bu doğrultuda 28 Ekim sabahı THY’nin düzenlediği İstanbul-Tiran uçuşuyla uçuşumuzu gerçekleştirdik.Tiran’a  inip pasaport kontrolünden geçmemiz biraz problemli oldu.Neden geldiğimizi,ne kadar kalacağımızı,dönüş biletimiz olup olmadığı,otel rezervasyonu yapıp yapmadığımız,ne kadar para yanımızda olduğu gibi sorularla karşılaştık.Allah’tan herşey mevcuttu sonunda giriş mührünü pasaportumuza vurup Tiran Nene Thresa(Rahibe Teresa) Havaalanından Tiran şehir merkezine orada bulunan otobüsü kullanarak geçtik.250 Liretlik bilet satın alarak gidebiliyorsunuz.Ancak biz 2,5 Euro vererek şehir merkezine gittik.

İlk işimiz kalacağımız yere gitmek oldu.Biz rezervasyonlarımızı www.hostelbookers.com sitesinden yaptık.Burada tercihimizi en fazla puan alan yerlerden yana kullandık.Tiran’da Freddy’s Hostel’de kaldık.Burası şehir meydanının hemen arkasındaki sokakta,temiz,odalarında banyosu olan güzel bir hosteldi.Buraya girişimizi yaptıktan sonra hemen gezmeye başladık.

İlk iş olarak şehir meydanında dolaşmaya başladık.Aslına bakarsanız Tiran çok büyük bir şehir değil.Yürüyerek kolaylıkla gezebilirsiniz.Burada İskenderbey(Skanderbeg) meydanını dolaştık.Burada iskender Beyin at üzerindeki heykeli bulunmaktadır.Bu heykelin hemen yanı başında Ethem Bey Camii’sini ve caminin yanında Tiran Saat Kulesini görebilirsiniz.

Aynı zamanda Tiran Arnavutluk’un başkenti olduğundan dolayı bu meydanın etrafında bakanlıklar bulunmaktadır.

İskenderbey Meydanındaki heykelin kuyruk yönünde ilerlediğinizde şehrin restoran,cafe ve eğlence yerlerinin bulunduğu Blokku denen yere geçebilirsiniz.Bu yol üzerinde bir kanal bulunmaktadır.Kanalı geçtiğinizden sonraki paralel sokaklarda çok güzel yerler bulabilirsiniz.Biz bu yolu takip ederek Parku i liqenit parkına gittik.Burası da görülmesi gereken çok güzel bir park.

Tabii bu kadar yol yürüdükten sonra insan acıkyor.Bizde parktaki Arnavutlar’a yöresel yemekleri yiyebilceğimiz bir restoran sorduk.Bizi Juvenilja Castello ismindeki bir mekana yönlendirdiler.Burası Sheraton Oteline çok yakın bir noktada bulunmaktadır.Eski bir kale görünümünde yapılmış bir mekandır.Buraya gittiğimizde yöresel yemeklerinden yemek istediğimizi söyledik.Ancak gördüğümüz ağırlıkla İtalyan yemekleri olduğuydu.Ancak sonra restoranın müdürü bizimle ilgilendi ve yöresel yemeklerini sıraladı.Bunlar arasında dolma,börek,arnavut ciğeri,ali paşa pilavı,elbasan tava vb. yemekler vardı.Bizde ortaya arnavut ciğeri,ali paşa pilavı ve elbasan tava istedik.Yanına da Tiran birası istedik ki tadı gayet iyidir.(http://www.juvenilja.com/index-ang.html)

Yemeklerimizi yedikten sonra Blokku bölgesini detaylı gezdik ve bir kaç mekana oturup içeceklerimizi içtik.Akşam üzerine doğru hostele gidip biraz mola verdik.Sonrasında tekrar Blokku bölgesine geçtik.Bu seferki niyetimiz akşam yemeği yiyebileceğimiz bir yer bulabilmekti.Burada da yolda sorduğumuz birinde Era adındaki mekanın iyi olduğunu öğrendik.Burada yöresel yemekler olduğu gibi İtalyan yemekleri de vardı.Biz pizza,salata  yedik.Oraya has sanırım erik rakısını denemek istedik.ama çok sert bir içkiydi.Sonrasında Tiran birasına geri dönüş yaptık.Yemeğimizi yedikten sonra yine sokaktaki kişilere sorarak Vogue isimdeki bar-cluba gittik.Gayet güzel bir mekandı.Biz hafta içi gittiğimiz için club kısmı açık değildi.Saat 11 gibi mekandan ayrılarak hostele döndük.Yarınki Ohrid otobüs seyahati için dinlenmeliydik.

Arnavutlar hakkında yorumda bulunursam Türkleri seviyorlar.Her türlü konuda yardımcı olmaya çalışıyorlar.Ayrıca bir çok kelime Türkçedeki gibi olduğu için bazı konularda kolay anlaşılabiliyorlar.Bunun haricinde maddi durumları iyi olmamalarına rağmen otobüsleri 70’li yıllardan kalmasına rağmen sokaklar,otobüsler çok temizdi.Aynı biz yani 🙂