Granada 4. Gün (14.03.2013)

Sabah 09:00 gibi Grana’daya doğru yola çıktık. Granada’ya gidiş amacımız El Hamra Sarayını gezmek istememizdi. Ben bir gün önce internet üzerinden El Hamra Sarayı için bilet satın aldım. Belirli saat slotlarını sattıkları için mutlaka biletinizi önceden almalısınız yoksa oraya gittiğinizde bilet bulamayabilirsiniz.

Granada biraz dağlık bir bölgede kurulmuş bir şehir. Sierra Nevada dağları eteklerine kurulmuş. Bu yüzden de diğer şehirlere göre burası  bayağı soğuktu.

Oteli bulup yerleştikten sonra hemen El Hamra Sarayı’na doğru yola koyulduk. Çünkü bizim biletimi saat 14:00 girişi içindi. El Hamra Sarayı’na girdikten sonra önce dış bahçeyi gezdik. Benim şu ana kadar gezdiğim en güzel bahçedir. Dağın tepesinde adeta bir cennet yaratmışlar.

El Hamra

Dış bahçelerden sonra sur içine girdik. Burada bulunan çeşitli binaları gezdikten sonra harem olarak tabir edebileceğimiz kısma giriş yaptık. Buradaki işlemeleri el işçiliğini başka hiçbir yerde görmedim. İslam mimarisinin en güzel işleme ve oymalarını yerden tavana kadar görebilirsiniz.

El Hamra

El Hamra sarayı bu anlamda benim şu ana kadar gördüğüm en etkileyi saraydır.

El Hamra

Saray gezisini saat 18:00 gibi tamamladık. Sonra Grana’da merkeze gittik. Zaten hava soğuktu bir de acıkınca artık iyice yorgun düştük. Önce karnımızı doyurmak için bir restorana gittik. Sonra akşam şehri gezip otelimize dinlenmeye çekildik.

Valencia 3.Gün (13.03.2013)

Sabah 9:00 gibi otelden ayrılıp aracımıza bindik. GPS’i ayarlayıp Valencia’ya doğru yola koyulduk. Otobandan devam ederek Valencia’ya gittik. Siz siz olun sakın otoban kullanmayın. Yaklaşık 1 saatlik otoban kullanımı için 35 euro ödeyince GPS’ten ücretli yolları göstermemesini seçtik. Bir daha da İspanya’da hiç otoban kullanmadık. Otoban harici şehirlerarası yollar gayet iyi ve yeterli.

Valencia

Aracı otoparka bıraktıktan sonra eski şehri gezmeye başladık. Valencia merkezde bulunan eski şehir ve dışında kurulan yeni şehirden oluşmaktadır. Eski şehirde Arap mimarisi hissedilmeye başlamıştı.

Aynı gün Valencia’da bir festivale rastladık. Sokaklarda güzel bir kalabalık vardı ve onlara katılmak çok keyifliydi. Festival bittikten sonra şehirde bulunan tarihi kiliseler, boğa güreşi arenası, tren garı gibi görülmesi gereken yerleri gezdik.

Valencia

Yemek yiyelim dedik ama tam siesta vaktine geldiğinden doğru düzgün bir restoran bulamadık. Bizde bişeyler atıştırıp o gece konaklayacağımız Alicante’ye doğru yola çıktık.

Alicante bizim Kuşadası gibi bir sahil kenti. Mart ayında gittiğimiz için pek kime yoktu etrafta. Biz de ufak bir şehir turu yapıp otele yerleştik.

San Francisco Turu

02.11.2011 San Francisco’ya Gidiş

 

Sabah yine erkenden rehberimizle buluştukAncak bu seferki tur grubu farklıydı.Otobüzümüze binip San Francisco’ya doğru yola çıktık.Los Angeles San Francisco arasındaki yol okyanus kıyısından gitmekte dolayısıyla çok güzel bir manzara seyrederek yolculuk yapabilirsiniz.Yolda giderken Solvang isimli bir kasabada yemek molası verdik.Burası Danimarkalıların yerleştiği bir kasaba ve tüm mimarileri İskandinav mimarisi.Ufak ama güzel bir kasabaydı.

Akşam üzerine doğru otelimize geldik ve yerleştik ertesi gün şehir turu yapacağız.

 

03.11.2011 San Francisco Şehir Turu

 

Sabah erkenden şehir merkezinde bulunan Chinatown’a gittik.Bu arada Amerika’da şehir merkezine downtown diyorlar.

Tabii Chinatown’da herşey çin usulü olunca hızlıca bir Starbuck’s bulup orada ben gruptan ayrı olarak kahvaltımı yaptım.

 

Kahvaltının ardından 45 derecelik virajlarıyla ünlü Lombart Sokağına gittik.Burada virajların arasını çok güzel şekilde süslemişler hoş bir görüntü oluşturmakta.Ayrıca sokağın en üstüne çıktığınızda neredeyse şehrin tamamını ayrıca Alcatraz adasını da görebilmektesiniz.

 

Lombart sokağından sonra Golden Gate köprüsüne gittik.Burada köprüye girmeden otobüs ve araçların park edildiği bir alanda durduk.Golden Gate köprüsü bulunduğumuz noktadan oldukça iyi görünüyordu.Bu köprüde ayrıca yürüyebiliyorsunuz.Ben orta nokalarına kadar yürüdüm.Şehri ve Alcatraz adasını buradan çok iyi görebilmektesiniz.

Sonrasında Palace of Fine Arts isimli yere gittik.Burası daha önce Roma usulü yapıların bulunduğu büyük bir fuar alanıymış ancak deprem sonrası çok küçük bir kısmı ayakta kalabilmiş.Şu anda turistlerin yoğun olarak geldiği ancak etrafında büyük bir havuzun ve parkın olduğu oldukça büyük bir alan.

Palace of Fine Arts gezisinden sonra iskeleye gidip tekne turuna başladık.Tekne turuyla sahil boyunca giderek Golden Gate köprüsünden ileriye gidip geri döndük.Ayrıca rotamız üzerinde Alcatraz adası da vardı ancak  yakından görmemize ragmen adaya çıkmadık.

 

Hava San francisco’da çok değişken.Tüm gezi boyunca hava güneşliyken tekne turunda birden yağmur başladı ve soğuttu.Bu nedenle yanınızda kalın bişeyler bulundurmayı ihmal etmeyin.

Tekne turundan döndükten sonra iskelede Fisherman’s Grotto’da ekmek içinde çorba içtik.Değişik bir yemekti.Kase yerine ekmek kullanılmıştı ve çorba çok lezzetliydi.Tavsiye edilir.

Yemeğin ardından Six Sisters denilen büyük depremden sonra ayakta kalan Victoria tarzı evleri gödük.Buranın peşine tepe bir noktaya çıktık.Adını bilmiyorum.Ben Boztepe diyorum siz Çamlıca diyebilirisiniz.Tüm şehir buradan  çok güzel şekilde görülebilmektedir.Tek eksik semaverde çay ve biraz çekirdek J

Son olarak City Hall’u ziyaret ettik ve şehir merkezine geri döndük.Burada akşam yemeğimizi yedik ve sonrasında otelimize geri döndük.

Bence San Francisco tüm tur boyunca gördüğüm en güzel şehirdi.

 

 

04.11.2011 Yosemite Turu

 

Bu sabah 4 gibi yola çıktık.Yosemite’ye doğru yol aldık.Yolumuz zundu otobüste uyuma imkanımız oldu.

 

Yosemite Parkı Amerika’nın Yellowstone’dan sonra ikinci en büyük ulusal parkı.Gerçekten çok büyük bir arazi üzerine kurulu ve doğayı çok iyi korumuşlar.

 

Doğa bizim için bir güzellik yapmıştı ve gece kar yağmıştı.Biz vardığımız da güneş vardı ve manzara muhteşemmmmdiiiii.

Fotoğrafçılar güzel manzaradan istifade ederek çok güzel pozlar yakalıyorlardı.

Parkı gezdikten sonra Los Angeles’a otelimize geri döndük.

St.Petersburg 23-26 Temmuz 2011 gezisi

St.Petersburg’a tur kapsamında 4 günlüğüne 23-26 Temmuz 2011 tarihleri arasında gittim.Uçak firmamız Rossiya Havayolları olarak seçilmişti.Uçuşumuz gece 01.30 gibi başladı.St.Petersburg saatine göre sabah 06:00 civarında St.Petersburg’a iniş yaptık.Gümrük işlemlerinin ardından tur otobüsümüz bizi havaalanından aldı.Yaklaşık 1 saatlik bir şehir turu yaptık.Bu şehir turunda hızlı bir şekilde şehirde görülmesi gereken tüm yerleri görmüş olduk.

Otobüs turumuzun ardından otelimiz olan Radisson Sonya’ya geçtik.Hemen check-in yapamadık.Odaların boşalacağı saat olan öğle 12:00’ye kadar beklemek durumundaydık.Ben de beklemek yerine şehrin kalbi olan Nevsky caddesine doğru yürümeye başladım.Otelimiz bu caddeye çok yakın bir konumda olması bizler için büyük rahatlık sağladı.Ayrıca otel çok kaliteliydi.Herşey müşterilerin konforu için düşünülmüştü.Ancak güney sahillerimizdeki gibi herşey dahil bir system beklemeyin.

Bu yürüyüşümde Nevsky Cadeesi üzerinde bulunan Kazan Katedrali, Mikhailovski Kilisesi,St.İsaac’s Katedrali, Hermitage Müzesini gezdim.Bu yerlerden Mikhailovski Kilisesinin içini gezdim diğerlerinin içini gezmeyi diğer günlere bıraktım.

Sonrasında otele geri döndüm.Odama girişi tamamladım ve biraz uyuyarak dinlendim.Sonrasında akşam 18:00 civarında tekrar dışarı çıktım.

Bu sefer yine yürüyerek Birzha, Peter and Paul Kalesi ve savaş müzesine gittim.Yağmur yağmaya başlayınca hafif ıslandım ancak yaz yağmuru olduğu için çok etkilemedi.Bu yürüyüş sırasında sokakta müzikle oynayan insanlar vardı.İnsanları izlemek çok keyifliydi.Bir festival havasındaydı.Ayrıca benim gittiğim dönem beyaz gecelerin devam ettiği  dönemdi.Saat 23.00’da güneş tamamen batıyor ancak güneşin ışıkları etrafı aydınlatmaya devem ediyor.Bu durumda da siz saatin farkına varmaksızın gezmeye devam ediyorsunuz.Ancak beyaz geceleri tam anlamıyla yaşamak isterseniz dönencenin yaşandığı 21 Haziran civarında St.Petersburg’da bulunmak gerekir.

Saat 23:30 civarında otele geri döndükten sonra gece için tekrar Nevsky Caddesine geçtim.Caddede bulunan eğlence mekanlarına gittim.

Turumun 2. gününde tur şirketinin ekstra organize ettiği Hermitage Müzesi turuna katıldım. Sabah 10:00 müze önünde buluştuktan sonra rehberimiz eşliğinde müzeyi gezmeye başladık.Bu müzede çok fazla sayıda sanat eseri olduğundan dolayı dünyanın en önemli ilk üç müzesi arasında yer almaktadır.Binanın kendisini ve barıdırdığı eserleri gezmemiz yaklaşık 3 saatimizi aldık.Ancak daha detaylı gezmek istenirse bu süre rahatlıkla uzatılabilir.Benim için en enteresan eserlerden biri gerçek şövalye kıyafetleriydi.Normalde filmlerde görmeye alıştığımız kıyafetlerin gerçekleri gayet farklı ve değişik gözükmekte.

Müze gezisi sonrasında Nevsky üzerinde yürüyerek otele doğru geçtim.Biraz dinlendikten sonra Nevsky’de daha once gezip görmediğim yerlere gittim.Bir alışveriş merkezine gittim.Sonrasında ise turdan arkadaşlarla bir kafede oturup birşeyler yeyip içtik.

Gece  saat 01:00 gibi yük gemilerinin geçişi için köprülerin kaldırılışını izlemek için Neva nehri kenarına gittik.Burada bir çok insan bu olayı izlemek için nehir kenarına toplanmıştı.Bizde onlarla birlikte bu olayı izledik.

Turun 3. gününde ise turdan arkadaşlarla tüm şehri yürüyerek gezdik.Bu gezici yorucu olsa da hem eğlenceli hem de daha once gezdiğim yerleri farklı bir bakışla görmemi sağladı.Daha önce gitmediğim Arora gemisine de bu gezi sırasında gittim.Bu arada Türkiye’deki tanıdıklara hediyelik eşyalara aldık.Bol bol fotoğraf çektirdik.Turun sonunda ise tekne turu yaparak şehir turumuzu tamamladık.

Özellikle tekne turu yapmanızı tavsiye ederim.Çünkü şehirde bulunan tüm kanallardan geçerek şehri farklı bir bakışla gezmiş olduk.Ayrıca bu şehrin dünyada en çok köprüye sahip olduğunu gözlerimizle görmüş olduk.Sonrasında yine Nevsky caddesinde geçirerek günü tamamladık.

Turumuzun 4. gününde ise sabah 07:00 gibi otelimizdeki işlemleri tamamlayıp havaalanına doğru tur otobüsümüzle yola çıktık.İşlemlerimizi tamamladıktan sonra yine Rossiya Havayollarına ait uçuşla Türkiye’ye geri döndük.

St.Petersburg yerel saati Türkiye’ye göre 1 saat ileride olmaktadır.Bu nedenle yolculuk sırasında saatleri ayarlamayı unutmamak gerekiyor.

Gelelim detaylar.St.Petersburg çok pahalı bir şehir.Küçük bir şişe suya normal bir büfede minimum 50 ruble(3 TL) veriyorsunuz.Ayrıca yeme içme de oldukça pahalı.

Yerel yemek olarak rusların ünlü Borscht çorbasını içtim.Farklı bir sebze çorbasıdır.İçmenizi öneririm.Çorbanın haricinde yine ruslara özel tatlılardan da yedim.

Şehir genel anlamda güvenli.Herhangi bir problemle karşılaşmadım.

Son olarak kızları güzel mi diye soracaksınızdır.Cevabım evet gayet güzeller 🙂